Mardin anlatılmaz yaşanır. Benim gözümden Mardin'e bakmaya ne dersiniz ?
İlk önce bir detay üzerinde durmak istiyorum. Mardin denilince Türkiye'de ilk akla gelen isim tabii ki de Nükhet Everi'dir. Mardin aşkıyla yoğrulup o coğrafya için elinin taşın altına koyan, oralara gönlünü vermiş ve yaptığı turlarla Mardin'i tam anlamıyla yaşamanızı sağlayan tek insandır. 2013 yılında " Mardin Güneş Ülkesi" kitabıyla o aşkını okuyucuyla buluşturdu. Mardin'i tam anlamıyla yaşamak istiyorsanız Nükhet Everi'nin turuyla gidin.
Şimdi Mardin'le tanışma hikayemin en başına gitmek istiyorum...
Kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü Nükhet Everi gibi özel bir insan hayatımda. Ve ben Mardin'i onunla gezme şansını yakalayan insanlar arasındayım...
Nükhet ablayla Mardin'e uçmak için Atatürk Havalimanı'na sabahın köründe gitmiştik. Ama sanki enerji patlaması yaşıyordum. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki. Hem ilk kez uçağa binecektim hem de ailemden ayrı ilk tatilim olacaktı... Neyse uçağa bindik... Uçak kalkarken bir yüreğim hopladı ama sonra o kadar Mardin heyecanı vardı ki içimdeki uçak yolculuğu nasıl geçti gitti anlamadım.
Uçaktan iner inmez sizi büyüsü altına alan şehir Mardin. Havalimanı biraz şehir dışında olduğu için otobüse binip şehre gidiyorsunuz. Şehre giderken sanki kendinizi bir romanın içine girmiş bir peri kızı gibi hissediyorsunuz. Şehre ayak bastığınız andan beri çok etkileyen bir şehir.
Mardin sokaklarında dolaşmak kendini kaybedip sonradan kendini bulmak gibi özel his yaşattı bana. Kendimi hiç olmadığım kadar hissettim.
Mardin halkının yüzleri ve gözleri başka gülüyor. Ve bu gülüş sahte değil gerçekten yürekten gelen bir gülüş. O kadar sıcakkanlı insanlar ki sanki kırk yıllık arkadaşım, bakkalım ya da oturduğum mahalleden tanıdığım teyze gibi... Hoş sohbetleri, gülen yüzleriyle masal kitabında dolaşırken buluyorsunuz kendinizi...
2010 yılbaşına Mardin'in büyüsüyle girdim. Mardin şarkılarıyla bambaşka eğlenceyle gülerek karşılamıştım yılbaşını. 2010 yılı benim için özel yıllardan biri oldu.
Mardin'i iyice içimize sindirdikten sonra ikinci durağımız Midyat'tı. Beni en etkileyen yer içine girer girmez etkisi altına alan ve çıkarken gözyaşlarımı tutamayacak kadar farklı hisler yüreğime koyan Mor Gabriel Manastırı oldu. Manastırın mimarisi büyüleyici. Tarihi dokusunu kaybetmemiş özel yapılardan biri. Yüreğime kazınan özel anlar yaşadım orada. Orada çektiğim birkaç fotoğrafı sizinle paylaşmak istiyorum.
Ve yüreğimde özel bir yere sahip olan son yer ise Hasankeyf... Tarihi on bin yılı aşan eşi ve benzeri olmayan şehirdir Hasankeyf.
Mutlaka gidin, görün ve yaşayın bu güzellikleri.
Bu ülke hepimizin, bu güzellikler hepimizin.
Mardin ve orada yaşayan gülen gözler sizi kucaklamaya hazır.
Eeee ne duruyorsunuz haydi sizce de oralara gidip görmenin vakti değil mi?












Mardin'i görme vaktimiz çoktan geldi ,ben de oraları çok merak ediyorum ve bir gün bu güzelliği görüp yaşamak istiyorum, ama senin kaleminle oraları biraz da olsa tanımış oldum , teşekkürler. Bu arada Nükhet Everi'ye de teşekkür ederim, Mardin'i yaşattığı için.
YanıtlaSilOkurken biraz da olsa oralara gitmeni ve oraları yaşamanı sağladıysam ne mutlu bana.:) Mutlaka gidilmesi gereken en önemli yerlerden biri. Büyüsü, atmosferi bambaşka.
Sil