Anlar mısın bilmem kırık dökük olmak ne demektir? Her iki adımda bir yorulmak hayatta... Yaslanılacak bir duvar arayıp hiçbir zaman bulamamak...
Sen gözünü kırpmadan sapasağlam, parıl parıl parlayan, değerli bir vazoyu tek hamleyle yere attın, parçalara ayırdın! Yetmedi... Yerde kalan birkaç büyük parçalar sana battı belki de, onları da yerden aldın küçük parçalara ayırdın... Ellerinde can vermek güzeldi, ellerinde parçalara ayrılmak...
Her parçada belki kestim bende ellerini, kanın karıştı gözyaşlarıma... Kanadın bilerek ve isteyerek ve beni de ağlatarak arkandan...
Hissettiklerimin yerini tutmasa da maddi benzetmelerim en azından denemeye değer... Belki sana anlatırım beni ve senden sonra onun yaşamına giren her kırık döküklüğü...
Ne menem bir şeydir sensizlik? Nedir bu SENSİZLİK?
Çöl sıcağında yanında buz gibi su taşıyıp içememek sensizlik... Çünkü içimdesin ferahsın, tazesin... Kana kana içerdim sana ulaşabilsem ama kendimi parçalara ayırmam lazım kalbime, sana ulaşabilmek için...
Ya da yüzlerce ekmek yiyip doyamamak sensizlik... Bir zamanlar içinde kuş sütünün bile eksik olmadığı bir şölende bulunmuşken ekmeğin doyurmaması sensizlik, yetmemesi artık insana... Hatta koskoca bir yelkenliyle okyanusa açıldıktan sonra yelken direklerinin kırılması, kürekleri suya düşürüp kaybetmek, koca bir su deryasında bir damlasını içemeden, kavurucu güneşin altında, susuzlukla tanışmak sensizlik... Kuruyan damağımdaki o acı tat sensizlik... Karayı görüp ne kadar uzakta olduğunu kavrayamamak, yüzmeye cesaret edememek sensizlik...
Klimalı otel odasından, gölgede 50 derece hissedilen sıcakta çıkıp, sıcak ve nemden nefesimin tıkanması sensizlik... Ve daha da kötüsü o odanın anahtarını içeride unutmak...
Ömrü boyunca annesinden bir fiske bile yememiş, el bebek gül bebek büyüyen çocuğun üvey anne eline düşmesi sensizlik ve hatta daha da kötüsü... Üvey annenin yüzünde şamarlarıyla bıraktığı kızarıklık ve morluklara aynada bakıp, yiğitliğe bok sürdürmemek adına ağlayamamak sensizlik... Yalandan güç gösterisine dayanamayan yürek acısı sensizlik... Ya da...
Belki yüksekliği hafife alan çocuk beynimin, mutlulukla 10 kat yukarıdan atlayıp, havadayken hissettiği o adrenalin duygusunu, o mutluluğu yere çakılır çakılmaz kaybetmesi sensizlik... İlk kez uçtuğunu zannedip aslında uçamadığını anladığı anın can kaybı sensizlik...
Hep gülmüş bir insanın ilk kez ağlaması sensizlik... Yanaklarından süzülen yaşlara şok olmuş ifadesiyle bakıp, ağladığı için daha çok ağlamak isteyen birinin şaşkınlığı sensizlik...
Ana rahminden koparılmak sensizlik... Ve senin yaşadığını anlamaları için kopardığın o çığlık çığlığa gözyaşlarının anlamını kimsenin anlamaması sensizlik... O gözyaşlarının senin yaşam belirtin olması... Ağlayınca var olduğunu hissetmek sensizlik...
Çoktan saati geçmiş bir otobüsü beklemek sensizlik... Umudu ve umutsuzluğu aynı anda barındırmak içinde... Belki gelir umuduyla gidememek... Ve her dakika "gelmeyecek" düşüncesinin içini yiyip bitirmesi sensizlik...
Neşeyle sallandığım o salıncağın zincirlerinin kopması sensizlik... Yere çakıldığında "Neden ben?" diye düşünüp bir cevap bulamadığın an sensizlik... Ne şişman çocuklar sallanmıştır o salıncakta ama kopmamıştır o zincirler... Sen çelimsizsindir seni bulmuştur... Anlamsızlığa anlam yüklemeye çalışmak sensizlik... Yorgunluğun hiç dinmemesi sensizlik... Çünkü yaşlılık sensizlik... Yaşın kaç olursa olsun gençliğinin çalınmış olduğunu hissetmek sensizlik...
Anlamanı beklemiyorum... Kırık döküklük ne demektir... Dedin ya yaşamadın benle diye... Sen de yaşamadın benle...
Hayatın anlamını yitirmesi sensizlik... Ölüm meleğinin beklenenden erken gelmesi... Canın bedenden acıyla ayrılması sensizlik...
ÖLÜM SENSİZLİK...
👍👍👍
YanıtlaSil<3 <3
Sil<3 <3
SilIssız bir adaya düştüğünde ufuk çizgisinde gördüğün geminin seni görmeden geçip gitmesidir sensizlik, yüksek bir yere çıktığında nefes alamamaktır sensizlik... O kadar çok sensizlik örneği var ki hayatımızda, sen hiç sensiz kalma yeter ki......
YanıtlaSil